İÇİNDEKİLER
ARAMA:

AHLÂK GÜZELLİĞİ ve NESLİN KORUNMASI

Üstün incelikler, sonsuz zarâfet ve derinlikler örneği olarak yaratılan insanın esas kıymeti, Allâh’a kulluk edebilmek ve Rabbinin azametini idrâk edip esrârından nasîb alabilmektir.

Kâinât ve içindeki yaratıklar, gelişigüzel rastlantılar olmayıp gâyesiz ve maksatsız değildir. İnsan da, sebepsiz bir mâcerânın tesâdüfî bir eseri değildir. Başıboş yaşasın diye yaratılmamıştır. İnsanın yaratılmasında ilâhî bir maksat vardır. Rabbin cemâl ve kemâl sıfatları insanda tecellî ederek insan Rabbine “halîl” (dost) olabilmektedir.

Diğer yaratıklar ise, insanı yaşatmak içindir. İnsan “halîfe” kılınmıştır. Halîfe olmak, fedâkar insanlara lutfedilmiş bir vekâlettir. Cenâb-ı Hak, bu vekâleti hakkıyla îfâ edenlerin gören gözü, işiten kulağı olur. Bu da Kur’ân-ı Kerîm’in ahlâkıyla ahlâklanmakla mümkündür. Bu ahlâkın zirve noktalarını Allâh Teâlâ şöyle beyân buyurur:

(34)وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ

(35)وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ

“İyilik ve kötülük müsâvî değildir. Sen kötülüğü en güzel bir tarzda önlemeye çalış. O zaman (göreceksin ki) Sen’inle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki candan ve sıcak bir dost oluvermiştir. Bu güzel haslete ancak sabredenler eriştirilir ve yine buna ancak hayırdan büyük bir pay sâhibi olan kimse kavuşturulur.” (Fussilet, 34-35)

Kur’ân, insanı ahlâkın en fazîletli noktasına eriştirir. Zîrâ bütün ibâdetler ve zikirler, güzel ahlâk ile kemâle erişir. Nitekim Hasan-ı Basrî -rahmetullâhi aleyh- kendisini gıybet edene kötülükle mukâbele etmez, bilakis hediye göndererek günahlarını yükleneceği için teşekkür ederdi.

İlâhî güzellikler mecmûası hâlinde dünyâya gelen insan, hayat imtihanına tâbî tutulduğundan, kendisine hayra da şerre de müsâit geçici bir hürriyet verilmiştir. O, nefsinde gizlenen fısk u fücûr ve rûhâniyetinde bulunan takvâ temâyülleri ile başbaşa bırakılmıştır.

Kötü huyların yaratılması, imtihan gâyesini sağlamak içindir. Kur’ân-ı Kerîm’de:

(7)وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا

(8)فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا

(9)قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا

(10)وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu günah ve isyanlarla kirleten de elbette ziyan etmiştir.” (eş-Şems, 7-10) buyrulmaktadır.

Demek ki, insanı insan yapan, güzel huylarla bezenmiş olması; insanlıktan çıkaran da kötü huylara bulaşmasıdır.

Allâh’ın yarattığı dünyâda O’nun nîmetleri içinde yaşarken, emir ve yasaklarına karşı çıkmak, en karanlık ve âkıbeti korkunç bir ahmaklıktır. Îmân ve ahlâk nizâmına girmeyenler ve zâlimler, ilâhî intikâma dûçâr olacaklardır.

İnsanca yaşamanın yegâne yolu, din ve ahlâktır. İnsanlığın kemâli ve en mükemmel ahlâk örneği de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً

“And olsun ki, sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allâh’ı çok zikreden (mümin)’ler için Rasûlullâh’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır.” (el-Ahzâb, 21)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

“Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi de pek güzel kıldı.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 12) buyurarak şahs-ı Muhammedî’sindeki yüksek ahlâka temâs etmektedir.

Bunun içindir ki, insanın sırrı Muhammedî hakîkatte çözülebilir. O’nda ne kadar fânî olunabilirse, esrâr-ı ilâhî o kadar ayân olur.

Rabbimiz, cümlemizi Allâh Rasûlü’nün ahlâk ve saâdet bayrağı altında toplasın!

Âmîn!..