İÇİNDEKİLER
ARAMA:

ÖNSÖZ

Cenâb-ı Hak, kullarını hidâyete ulaştırmak için kendilerine lutfettiği birtakım üstün vasıflara ilâveten, onlara bir de aralarından müstesnâ yaratılışlı sâlih insanları rehber olarak vazîfelendirmek sûretiyle yardımda bulunmuştur. Böyle sâlih kimselerin vahiyle ikrâm edilmiş olanları peygamberlerdir. Ümmetlere örnek bir şahsiyet olan bu mübârek elçiler, üç vazîfe ile me’mûr kılınmışlardır:

1. Allâh’ın âyetlerini okuyup teblîğ etmek,

2. Nefsleri tezkiye ederek temizlemek,

3. Kitâb ve hikmeti öğretmek.

Rabbimizin insanlığa müstesnâ bir yardımını ifâde eden peygamber gönderme keyfiyeti, bütün insanlığı şümûlüne alabilmesi için Hazret-i Âdem’le başlamıştır. Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-, hem ilk insan ve hem de ilk peygamberdir.

Bu mübârek hidâyet yolu, müteselsilen gelen yüzyirmi bin küsur peygamberle te’yîd ve takviye edile edile -akâidde hep aynı kalsa da- insanlığın kaydettiği terakkîye müvâzî bir tekâmül seyri tâkib ederek, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’de kemâlini bulmuştur. Kıyâmete kadar insanlığa hidâyet rehberi olan ve mûcizeleri ile münkirleri acze, mü’minleri de hayrete düşüren Kur’ân-ı Kerîm, O’na ve O’nun vâsıtasıyla bütün insanlığa ikrâm olunmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm, insanları hidâyete erdirerek, onlara dünyâ ve âhiret saâdetini kazandırmak üzere gönderilmiştir. O, bu maksadı sağlamak için irşâdını, birçok mevzûya temas sûretiyle gerçekleştirir. Bilhassa geçmiş ümmetlerin kıssalarını anlatmak, bu gâyeye hizmet eden Kur’ânî husûsiyetlerin en belli başlılarından biridir. Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssalar, geçmiş kavimlerin yaşadığı ibretli hâdiseler vâsıtasıyla insanların sapıklıktan îkâzını ve Hakk’a kulluğa teşvîkini te’mîn gibi bir hikmetin eseridir. Böylece hatâlı davranışlar ve onlar karşısındaki ilâhî adâletin tecellîsi veya doğru hareketler ve onların mukâbili olan saâdet verici mükâfâtlar müşahhaslaştırılır. Bu da, benzer hatâlardan sakındırmak için ders ve ibret verme yanında, saâdete ulaştırıcı hareketlerin teşvîkini sağlamak gibi bir gâyeye hizmet eder.

Kur’ân-ı Kerîm’in, geçmiş ümmetlerin kıssaları vâsıtasıyla insanlığın irşâdına atfettiği ehemmiyet şununla da sâbittir ki, bu kıssalar, onun muhtevâsının üçte birini teşkîl edecek kadar çok ve geniştir.

Bu kıssaların ehemmiyeti ve onlardan feyz alınması bakımından Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“Kur’ân-ı Kerîm, peygamberlerin hâl ve evsâfıdır. Kur’ân-ı Kerîm’i huşû ile okuyup tatbîk edersen, kendini peygamberler ile, velîler ile görüşmüş farzet! Peygamber kıssalarını okudukça ten kafesi, can kuşuna dar gelmeye başlar!”

“Biz bu ten kafesinden ancak bu vâsıta ile kurtulduk. O kafesten halâs olmak için, bu yoldan, yâni tevhîd tarîkından başka çâre yoktur!..”

“Rüzgârın Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi? Suyun da Tûfân’da ne yaptığını işitmedin mi?”

“O kin denizinin (Kızıldeniz’in) Firavun’u nasıl helâk ettiğini; Kârûn’un nasıl yerin dibine geçtiğini, Ebâbîl kuşlarının fil ordusuna ne yaptığını, tanrılık iddiâ eden Nemrûd’un başını küçücük bir sineğin nasıl yediğini, Hazret-i Lût’un ahlâksız kavmi üzerine taşların nasıl yağdığını ve onların nasıl karanlık ve mülevves bir su gölüne gömüldüğünü bilmiyor musun?”

“Dünyâdaki cansız zannedilen varlıkların (cemâdâtın) sanki akıllı insanlar gibi peygamberlere yardım ettiklerini uzun uzadıya söylesem, Mesnevî o kadar büyür ve o derece hacim peydâh eder ki, kırk deve onu taşımaktan âciz kalır…”

Kıssalarda, tevhîd akîdesinin kalblerde güçlenmesi için peygamberlerin teblîğleri ve peygamberlerine karşı ümmetlerinin tavırları ele alınmaktadır.

Kıssaların hikmeti, Kur’ân’ın indiriliş gâyesine uygun olarak şu şekilde hulâsa edilebilir:

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in nübüvvetini ispat etmek, bütün peygamberlerin tevhîdi teblîğ ettiklerini göstermek, muhâtapların kolayca ibret almalarını sağlamak; kalbleri intibâha sevk ederek sâlih kişilere özendirmek ve fâsık kişilerden de sakındırmak; netice olarak, peygamberlerin karşılaştıkları meşakkat ve iptilâlardan kulların ders alması, sıkıntılara sabredip nîmetlere şükretmeyi öğrenmesidir.

Bir lutf-i ilâhî eseri olarak âcizâne te’lîfine gayret sarfettiğimiz bu kitap, nübüvvet takvîminin ilk yaprağından son yaprağına kadar Kur’ân-ı Kerîm’de ism-i şerîfleri geçen peygamberleri ve onların hayatlarındaki hikmet ve ibretleri ihtivâ etmektedir. Burada:

Meleklerin secdeye mecbûr kılındığı Âdem -aleyhisselâm-;

Semâvî hayranlığın esrârını taşıyan İdrîs -aleyhisselâm-;

Yeryüzünü tûfânı ile küfürden temizleyen Nûh -aleyhisselâm-;

İnkâr yurtlarını fırtınalar ile alt-üst eden Hûd -aleyhisselâm-;

Azgınlık ve taşkınlık yuvalarını zelzelelerle kökünden sarsan Sâlih -aleyhisselâm-;

Nemrûd’un ateşlerini, tevekkül ve teslîmiyeti ile gülistâna çeviren İbrâhîm -aleyhisselâm-;

İhlâs, sadâkat, tevekkül ve teslîmiyeti ile sembolleşen, kıyâmete kadar hac ibâdetinde bütün mü’minlere kıssaları hatırlatılan İsmâîl -aleyhisselâm-;

Neslinden Benî İsrâîl peygamberleri gelen İshâk -aleyhisselâm-;

Azgınlık ve ahlâksızlıktaki taşkınlıkları ile yerin dibine geçen “Sodom-Gomore”nin mahzûn Peygamberi Lût -aleyhisselâm-;

Tevhîd sancağını maşrıktan mağribe taşıyan Zülkarneyn -aleyhisselâm-;

Muhabbet ve hasretle kavrulan ve sabırda âbideleşen Yâkûb -aleyhisselâm-;

Bir müddet kölelik, sonra zindanda yalnızlık, gariplik, çile, ıztırap, meşakkat, riyâzât ve nefs mücâhedesini müteâkip Mısır’a ve gönüllere sultân olan ve mehtapları solduran nûru ile Yûsuf -aleyhisselâm-;

Gönülleri vecde getiren hitâbeti ile kendisine “Hatîbü’l-Enbiyâ” denilen Şuayb -aleyhisselâm-;

Ahmak Firavun’u Kızıldeniz’in girdaplarında yok eden, mûcizeli asâlı Mûsâ -aleyhisselâm-;

Mûsâ -aleyhisselâm-’ın her zaman ve mekânda yardımcısı olan sâlih kardeşi Hârûn -aleyhisselâm-;

Zikri ile dağları, taşları, vahşî hayvanları istiğrak hâline getiren Dâvûd -aleyhisselâm-;

Muazzam saltanatını, kalbinin dışında taşıyabilen Süleymân -aleyhisselâm-;

Yüz senelik bir ölümden sonra tekrar diriltilerek, kıyâmetteki yeniden yaratılışa misâl olan Üzeyr -aleyhisselâm-;

Derin tefekkürü ile sabrın bileyi taşı olan Eyyûb -aleyhisselâm-;

Büyük bir vecd hâlinde, istiğfâr, duâ ve zikrin hakîkatinde derinleşerek karanlıkları aşan Yûnus -aleyhisselâm-;

Ardından «İlyâs’a selâm olsun!» hitâbı ile ilâhî iltifât ve teveccühe mazhar olan İlyâs -aleyhisselâm-;

Âlemlere üstün kılınan Elyesa’ -aleyhisselâm-;

İlâhî rahmete garkedilen sâlih peygamber Zülkifl -aleyhisselâm-;

Hikmetli nasîhatleriyle destanlaşan, zâhirî ve bâtınî hekimlerin pîri Lokmân

Hakîm -aleyhisselâm-;

Testere ile ikiye bölünürken dahî “âh!” demeden, tevekkül ve teslîmiyetini muhâfaza eden mazlûm peygamber Zekeriyyâ -aleyhisselâm-;

Babası gibi ölümü şehîdlikle karşılayan Yahyâ -aleyhisselâm-;

Fârik vasfı nefs tezkiyesi olan, ilticâ ve tazarrûsu ile hastalara şifâ veren, ölüleri dirilten, semâvî Îsâ -aleyhisselâm-;

Ve hulâsa bütün peygamberler ile onların ümmetlerinin başlarından geçen hâdiselerin, zamânımız insanının rûhî ihtilâç ve sıkıntılarını anlamaya ve aydınlatmaya medâr olabilecek hikmet kıvılcımlarını nakletmeye gayret ettik. Aynı zamanda onların ardarda teselsülü ile birer mübeşşirler (müjdeciler) kâfilesi hâlinde beşerî zemîni, bereketli bir hidâyet şerâresinin akışıyla âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberlik zirvesinin kemâl noktası, yaratılış sırrı, varlık nûru Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize hazırlamakla mükellef bulunduklarını, gücümüz nisbetinde ve kelimelerin mahdûd imkânları içinde âcizâne arz etmeye çalıştık.

Nebîler Silsilesi” adlı bu kitabımız, umûmî arzu üzerine daha mufassal ve müdellel bir hâle getirildi. Bu hususta emeği geçen değerli akademisyen kardeşlerimize teşekkür eder, bu hizmetlerinin kendileri için bir sadaka-i câriye olmasını Rabbimizden niyâz ederim.

Acz ve zaafımızdan kaynaklanan sehv ü hatâların bağışlanması ümîdiyle Rabbimizin sonsuz rahmet ve merhametine ilticâ ederiz.

Tevfîk, yalnız Allâh’tandır…